Günün Fırsatı
   
  Htmlkodlari - Site Kodları | HTML Kodları | Sitene Kod Ekle - Html Kodları - Web Site Kodları - Sitene Ekle - Javascript Kodları - Css Kodlari - Tasarim Kodlari - Arka Plan Kodlari - Facebook Kodlari
  Kose Yazilari
 
Kose yazilari
 
TÜRK MİLLETİ CALİSKANDİR.

Böle bişiiyi sadece bizim türkler düşünür,"
"bizim TÜRK milleti ne yapar ne eder yolunu bulur, "

Haber yorumları pisikolojik savaştır;
 
Türkiye şu anda düşmanları ile savaşıyor. Şu andaki en önemli savaşı da Ermenistan ile yapıyor.
Bununla savaşın ne alakası var demeyin çünkü savaşın adı psikolojik harp. Aşağıdaki yazı bir siteden alıntıdır lütfen okuyun;
 
Psikolojik harp;
bir kişinin veya bir insan gurubunun davranış, düşünce ve duygularını kontrol etmek,
değiştirmek veya yönlendirmek, onları yılgınlığa ve umutsuzluğa sürüklemek için örtülü bir şekilde hedef kişi veya
topluluğa, onların farkına varamayacağı bir şekilde (üstü kapalı olarak) tatbik edilen tüm yöntemlere verilen addır.
Burada “yılgınlığa ve umutsuzluğa sürüklemek maksadıyla” ve “hedefin farkına varamayacağı şekilde” olması,
üzerinde durulması gereken iki önemli noktadır.
Tanımda da söylediğimiz gibi; psikolojik harp, normal harpten farklı olarak örtülü bir şekilde yani başka kılıflara sokulmuş biçimde yapılır.
Psikolojik savaşın örtülü olmasının nedeni, insanların bilinçaltını (alt beyin) hedefliyor olmasındandır.
Psikolojik harp teknikleri üst bilinci değil, alt bilinci hedeflediklerinden, siz farkında olmadan bilinçaltınız,
verilmek istenen asıl örtülü mesajı algılar ve bu örtülü mesajlar uzun vadede davranışlarınızı,
fikirlerinizi, duygularınızı etkiler ve yönlendirir.
Bu sayede psikolojik savaş tekniğini uygulayanlar da amacına ulaşmış olurlar.
 
Ben bu konuda birkaç örnek vermek istiyorum ki; bu tip yazılar ve resimler gördüklerinde gençlerin gözü açık olsun.
Türkiye üzerine oynanan oyunun bir ayağı olan “yılgınlık ve bezginlik yaratma” açıkçası neredeyse tuttu.
Bunu yaratmak için medyada bir takım kalemleri satın aldılar. “Burası Türkiye” lafını yaratanlar da bunlardır.
 Gazetelerde Türkiye’yi diğer bir takım ülkelerle kıyaslarlar. Kıyaslanan ülke adeta cennet mekanı gibi gösterilir ve
 Türkiye için de “Burası Türkiye”, “Bir de Bize Bakın” gibi ibareler kullanılır ve lütfen dikkat edin;
altını çizerek söylüyorum ki bu ibareler “kırmızı” renkle belirtilir.
Çünkü bu doğrudan “alt beyine” uyarı gönderir. Haber son derece sıradan gibidir ama hiç farkında olmaksızın ülkenize olan
 saygınızın bir kısmını kaybedersiniz.
 
Şu anda ülkede Ermeniler gururla Hepimiz Ermeniyiz diyebiliyorlar;Etnik kökeni farklı olan insanlarda gururla biz şuyuz biz buyuz diyebiliyorlar.
 Türkler şöyle Türkler böyle  diye başlayan uyduruk cümleleri sevmiyorum. Benim korkum Allah korusun çocuklarımızın  gururla biz Türklerin torunuyuz demekten utanmaları...İnşallah böyle günler görmeyiz.
 
Bu günleri görmemek için camiamızın biraz dikkatli olmasında fayda var..
 
Allah yar ve yardımcımız olsun.
 

SENİ COK ÖZLEDİM COCUKLUGUM

Seni çok özledim çocukluğum.
Hani çamurdan pastalar yapardık, kimse yemeyince üzülürdük  Özenle bir kaşık toprak ve iki bardak su katardık pastaya. Haaa toprağımız kırmızı olmalıydı, pastayı çilekli severdik çünkü. Üzerini de bir tutam sevgiyle süslerdik. Yiyenler de sevgimize ortak olsun diye veya kumlardan kaleler yapardık çarşamba günü Kaman pazarından alınmış oyuncak kepçe-kamyon ve traktörlerimizle. Birisi mütahit olurdu....
 
Hani dört tekerlekli bisikletimiz vardı. Üzerinde durmayı beceremediğimiz… Arkadan mutlaka destek gelirdi, bıraktıkları an düşerdik çünkü. Sonra tekerin birini çıkardık, üçe indi tekerlek sayısı. İşimiz daha da zorlaştı. Artık destek de yok. Düşe kalka öğrendik binmeyi seninle. sonra üç tekerlekli tornetlerimiz oldu köprüden aşağı doğru salladık yollarda, araçlardan korkmadan; sanki bilircesine meleklerin bizi koruduğunu...Sonra büyüdük, eee üç tekerlek karizmayı sarsar, artık tornetlerimize de binmiyorduk. İki tekerlekli bisiklete binmemiz lâzım, Tabii elinin enbirini bırakarak süreceksin. Nerd bileceksin ki daha da büyüdüğünde tek tekerlek üzerinde durman gerektiğini o günlerde.
Hani evimizin yan tarafı büyük bir bahçeydi. Baharın gelişini orada açan sarı papatyalardan anlardık. Sarı ve yeşilin en güzel tonlarını görürdük balkondan. Sonra dayanamaz iner, “çilekli pastanın yanına bir de prenses lâzım” derdik ve başlardık papatyalardan taç yapmaya. Sonra prens, prenses kim olacak kavgası başlardı. Bizim için çok önemliydi bu. Nerden bilirdik ki hayat kavgasının yanında prens,prenses kim olacak kavgasının değerini.
Hani babamın işten dönüş saati yaklaşınca merdivende beklediğimiz akşam saatleri vardı ya… Elinde ekmek poşetini görünce acaba çikolata almış mıdır bana diye baktığımız an… Günün ödülü bir sütlü çikolata, bir sıcak öpücük… Ve çocuk kalbimle tertemiz tebessümün birleştiği saat…

TÜRK OSMAN

Osman Bey, sabah saat 7.00′de Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi. WC’ye uğradıktan sonra banyoya geçti. Clear şampuanı ve Protex sabunuyla duşunu aldı. Colgate ile dişlerini fırçaladı. Rowenta ile saçlarını kuruttu. Bill’s gömleğini ve Pierre Cardin takımını giydi. Lipton çayını içti. Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri izledi.

Derken Citizen kol saatine baktı. Geç kalmak üzereydi. Aile fertlerine çav deyip Hyundai otomobiline bindi. Blaupunkt radyosunu açarak, rock müziği buldu. Ağzına bir Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki Mega Center’daki ofisine varınca, Casper bilgisayarını çalıştırdı. Microsoft Excel’e girdi. Ofisboy’dan Nescafe’sini istedi. Saat 10.00′a doğru açlığını yatıştırmak için Grissini yedi.

Öğlen Wimpy’s Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü Coca-Cola ve hamburgerini mideye indirdi. Camel sigarasını yakıp Star gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı Image Bar’a uğrayıp JB’sini yudumladı, sonra köşedeki Shopping Center’a uğradı. Eşinin sipariş ettiği Persil Supra deterjan, Ace çamaşır suyu, Palmolive şampuan, Gala tuvalet kâğıdı, Sprite gazoz ve Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı. Bonus kartıyla faturayı ödedi. Hafta sonu eşi Münevver’le Galleria’ya giden Osman Bey, Showroom’ları dolaşıp Kinetix ayakkabı, Lee Cooper bluejean satın aldı. Akşam evde bir gazetenin verdiği TV Guide’a göz atan Osman Bey, kanallar arasında zapping yaparak, First Class, Top Secret, Paparazzi gibi programları izledi. Aynı anda Outdoor dergisini karıştırdı.

Saat 22.00′ye doğru Show’da Türk dili üzerine panel başlamıştı. Uykusu gelen Osman Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti.

“Ne mutlu Türk’üm diyene” diye gerindikten sonra Orgatech yatağına uzanarak uykuya daldı…

OGULDAN BABAYA MEKTUP

Adam oğlunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı. Yatağı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadığı kadar derli toplu görünüyordu. Sonra adam yastığın üzerine bırakılmış mektup zarfını farketti. Üzerinde -Babama- yazıyordu. Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu:

Sevgili baba;
Sana bu satırları derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim. Gerçek tutku ve aşkı ben Joanla buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam… Şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktığı küpeleri, derisine işlettiği dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olmasıda bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk… Baba Joan hamile! Joanın dediğine göre çok mutlu olacağız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadar da yakacağı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Joan benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacağız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokoin ve ekstaziye ulaşacağız. Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu AIDSin çaresi bulunsun ve Joan sağlığına kavuşsun diye.. O kesinlikle iyileşmeyi hakediyor. Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim. Eminim birgün geri döneceğiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin Oğlun Cihad.

ŞEHİTLER OLMEZ

Olay 1974 yılında yapılan Kıbrıs Harekatı'nda yaşanmış. Savaş sırasında bir
gün, bizim askerlerden birinin yanına bir başka Mehmetçik gelmiş.
Biraz hoşbeşten
sonra, ailesine ulaştırması için ona bir mektup vermiş. Bizimki, "Kardeşim
savaştayız. Kimin ne olacağı belli değil ki. Belki sen gidersin de, ben
kalırım" dese de diğer asker, sürekli, "Hayır sen gideceksin, ben
kalacağım," diyormuş. Sonunda başa çıkamayınca razı olmuş. Mektubu
götüreceğine söz vermiş. Bir daha o askeri görmemiş. Bi süre sonra da olayı
unutmuş.


Savaştan yıllar sonra, askerlikle ilgili eşyalarını karıştırırken bir anda
eline o mektup geçmiş. Verdiği sözü tutmamış olmanın rahatsızlığıyla hemen
mektubun üzerindeki adrese doğru yola çıkmış. Giderken de, "Döndüyse
kendisini görürüm, şehit olduysa ailesine başsağlığı dileyip mektubu
veririm" diye aklından geçiriyormuş.


Sonunda evi bulup kapıyı çalmış. Kapıyı açan yaşlı teyzeye, Kıbrıs'ta
birlikte savaştıkları oğullarından bir mektup getirdiğini, kendisiyle
görüşmek istediğini söylemiş. Kadın şaşkınlık içinde adamı içeri buyur edip
kocasının yanına götürmüş. Yaşlı adam olayı dinledikten sonra, "İyi de
evladım, bizim Kıbrıs'ta savaşan bir oğlumuz yok ki" demiş. Ardından da
diğer odaya gitmiş ve elinde bi fotoğrafla geri dönmüş. Resmi bizimkine
göstererek, "Sana mektubu veren bu muydu?" diye sormuş. Bizim Kıbrıs
gazisinin gözleri parlamış: "Evet, işte bu askerdi. Ama Kıbrıs'ta savaşan
oğlunuz yok demiştiniz." Anne çoktan gözyaşlarına boğulmuşmuş bile. Baba ise
başını sallayıp üzüntülü bi sesle, "Evet bu bizim oğlumuz. Ancak Kıbrıs'ta
değil, yıllar önce Kore'de şehit oldu" demiş.*
 
  Bugün 12 ziyaretçi (89 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Maç İzle